Kırmızı şeytan ne kadar masum değil mi? Ama şeytan sonuçta...

21 Eylül 2011 Çarşamba

Browni


En sevdiğimiz restoranlardan birine gittik. KM, AF ve ben. Yemekler yenildi, içkiler içildi, şen şakrağız maşallah.

Tatlı yiyelim dedik. Benim delinin de keyfi yerinde, süregelsin istedim.

Nasıl tatlı nasıl keyifli. Hararetli birşeyler anlatıyor. Bu esnada tatlı olarak istediğimiz browni geldi.

AF, düşünceli bir şekilde bıçağı aldı. Dikdörtgen şeklinde yekpare gelen ıslak keki 3' e böldü. KM anlatıyor ya, bölmek, bilgilendirmek ne mümkün. Aynı masadayız, cerrahi işlem dört parmak önünde oluyor. Farkındadır, normal insan fark eder. Neşeli neşeli anlatmaya devam ediyor.

AF kendi için ayırdığı parçayı, gözlerini KM den ayırmadan tek hamlede gönderdi mideye. Dayanamadım aynı şekilde gözlerimi bir an bile ondan ayırmadan bende kendi hakkımı yuduveedim.

Meşhur canavar gene vücut buldu:

-BANA DA BIRAKSAYDINIZ!!!

Anam, önüne baksa görecek onun hakkı orada. Biz neşeni bölmeyelim diye sessiz sedasız yiyiverdik dayanamadan lezzete.

Çıkıyordu tüm yediklerim gene korkumdan. Af' ye baktım gene koyvermiş, işiyor oracıkta. Kendi de anladı o da bastı kahkahayı. Napalım, bende güldüm ümitsizce, iç çekerek, geleceğime yanarak...

Hop Ayvalık Tostu


Günlerden Cuma. Bir tatil planı daha. Elbette yüz aşırı km. İzmir' den Ayvalık' a, Cunda Adasına gidiyoruz. Yolculuk gergin başladı ama düzeldi şen şakrak gidiyoruz. Ben kullanıyorum, KM ön yan koltukta, arkada bicicik arkadaşımız Ayak Fetişisti.
50 km kala KM arabayı kullanmayı talep etti. Allah muhafaza nasıl reddedebilirsin? Yolar! Sürücü koltuğuna kuruldu, ayarlarını yaptı emniyet kemerini bağladı yallah tazyik gidiyoruz.

Cunda da gene bicicik arkadaşlarımız Şirine ve nişanlısı İbraamoviç ile buluşacağız. KM geç kaldığımızı iddia ederken alttan alttan gene beni suçluyor. (hiç bir zaman bunu yapmadığını iddia eder. Nedense hep ben böyle algılıyorum...) 20-25 km kadar ilerledik. Arabada ki şen şakrak hava yerini düşüncelere, sessizliğe bırakmış. Çıt çıkmıyor yoldaki ağaçları, diğer araçları, insanları seyrederek ilerliyoruz.

Ayvalığa girmişiz ancak hala suskunluğumuz devam ediyor, belki de yolculuk başı cıvıklığımızın yorgunluğunu çekiyorduk. İlk kez Ayvalık' a gelmiştim. Buraya neden daha önce gelmemiştim? Bilgi dağarcığımda burası ile ilgili neler var diye düşünürken, bir ses yükseldi sol yanımdan. Çemkirerek:

"GEÇ KALDIK DAHA SONRA YERSİN TOSTUNU!!!"

Önce arabanın arka koltuğuna döndüm. Ayak Fetişistine baktım. O da bana şaşkın bir ifadeyle bakıyordu. Sonra döndüm sağ yan pencereye baktım. Cama biri mi yapıştıda tost yemeyi talep ediyordu? Mecburen KM' ye baktım. Neyi kime söylemişti? Hatta kime kızmıştı? Ne oluyordu?

Ben: "Bismillahirrahmanirrahim! Kim tost yemek istiyor?" diye sordum usulca. Kızdırmadan. Şaşkınlıkla! Kaygıyla!

KM: "Sen Ayvalık Tostu yiyelim demedin mi?"

Ben: "Yoo. Ben hayatımda Ayvalık Tostu yemedim. Sevmem de! Sen mi dedin Ayak Fetişisti?"

AF: "Yok ayol! Ben demedim"

Kaygı ve şaşkınlıkla, ani hareketlerden kaçınarak önümüze döndük. Korkuyorduk. Bir kelime-i şahadet arasından sonra kahkaha barajı patlamış nehir gibi koyuvermişti. Ayak fetişisti arka koltuğa koyvermiş koltuklara işiyordu... Komikti, saçmaydı, anlamsızdı, manyakçaydı... Ardından olay açıklığa kavuştu.

Benim KM kafasında kurmuş, düşünmüş. Demiş ki, "benim adam, şimdi Ayvalık' a geldik ya, Ayvalık Tostu yemek ister. Zaten geç kaldık!"

Bu düşüncesine istinaden salıvermiş içindeki manyağı. Garip gelebilir kafada kurup, gerçek sanmak. Ancak yaşadıkça alışıla gelinen bir durum. Okudukça sizde alışacaksınız...